18 Ekim 2016 Salı

GÜNEŞİN KARANLIK YÜZÜ


         ‘Mikroskop insana önemini gösterdi, teleskop ise önemsizliğini…’ diyen düşünür mü daha parlaktır yoksa kuzeyi gösterme şerefi bahşedilmiş kutup yıldızı mı?
         Uzayın derin karanlığını ışıtan milyarlarca yıldız aslında bizim güneşimiz parıldarken sükûta gömülmüş olabilir. Tıpkı bizim o yıldızları güneşin parıltısından veya kara kara bulutlardan dolayı göremeyişimizin o yıldızların ışığının yokluğuna delil olmadığı gibi; daha parlak bir güneş tepeye çıktığında bizim güneşimizin de ışığından bir şey kaybetmeyeceği aşikârdır. Ne de olsa en nihayetinde ‘Hiçbir güneş tek başına kâinatı aydınlatamaz.’
         Herkesin sizden daha zeki, daha yetenekli, daha şanslı olduğunu, herkes sanki her an öğrenme ve gelişme aşkıyla yanıp tutuşurken sizin kös kös oturduğunuzu düşündüğünüz zamanlar olabilir. Hatta ‘Victor Hugo beni görse Sefilleri baştan yazardı.’ diye iç geçirdiğiniz bile oluyordur. J
         Aslında önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi sürecin bu noktaya kadar olan kısmı gayet sağlıklı ve doğal. Buraya kadar olan düşünceleriniz size bir eylemi yapmak için gerekli olan enerjiyi sağlar, sizi o işi başarmaya yönelik güdüler. Fakat eğer düşünceleriniz ‘Yeterince çabalamıyorum’, ‘Ben hiçbir işe yaramıyorum.’, ‘Çok değersizim.’ gibi cümlelere dönüşüyorsa ciddi psikosomatik rahatsızlıklara meyil verilmeye başlanabilir. Kendinize karşı olan özsaygınızı yitirmeye, başarılarınızı kaybetmeye, iletişimlerinizde kopmalar yaşamaya, yalnızlaşmaya yönelebilirsiniz. Ve hayata karşı kendinizi tamamlanmış hissetmeniz zorlaşabilir.
         En genel manada tanı koymak zor olsa da bunu bir ‘Aşağılık Kompleksi’ olarak düşünebiliriz kanaatindeyim. Aşağılık kompleksinin temel sebebi ‘Özgüven Eksikliğidir.’ Yaşamımız boyunca özgüvenimizi sarsacak birçok olay tecrübe ederiz. O bakımdan özgüven eksikliğinin nedenleri bir hayli çoktur. Özgüvenli biri olsanız dahi ufak bir hata veya tepki o özgüveninizi yıkabilir veya özgüvensiz birisiyseniz üstüne kafa yormadığınız müddetçe sebebini araştırmadan bir ömür boyu öyle kalabilirsiniz. İşte bu yüzden özgüven eksikliğinin konumuzla alakalı olan kısmına değinmek istiyorum.
         ‘Bir insan 7 yaşına kadar kamera gibidir. O yaşına kadar kaydeder, sonrasında da tüm hayatı boyunca bunu izletir.’ derler. Bu görüşe çok fazla katılmasam da (Freud amcam bana kızabilir burada ama ...) yaşımız büyüdükçe öğrenmemizin güçleştiği bir gerçektir. Biz küçüklüğümüzden bu yana hep bir kişilik oturtmaya çalışırız. İşte bu kişilik oturtmada iyi, kötü, doğru, yanlış... artık ne yaşadıysak her şeyi kişiliğimize katar ve en sonunda ‘Aynadaki Psikolojik Siluetimiz’ dediğim ‘Benlik Bütünlüğü’ olgusunu tamamlamaya başlarız. Bu benlik bütünlüğümüz büyük oranda aile, akraba, arkadaş çevresi ve özellikle öğretmenler tarafından şekillendirilir. Bu şekillendirme oluşurken çevre tarafından ‘sen yaparsın’ veya ‘sen yapamazsın’ cümleleri olarak iki şekilde etkileniriz. Eğer yapamayacağımız şeyler için ‘Sen yaparsın’ gibi cümleler abartılıp üstümüzde bir baskı oluşursa, biz bunu kaldıramayız ve Tükenmişlik Sendromuna gireriz. Veya yapabileceğimiz bir iş hakkında ‘Sen Yapamazsın’ gibi cümlelerle bize öğrenilmiş çaresizlik tecrübe ettirilirse de başarısız olabiliriz. Dolayısıyla özgüvenimiz bu iki durumda yıpranabilir.
         Konuyla alakalı bir diğer özgüven eksikliğinin sebebi ise kendimizi kanıtlama ihtiyacımızın tatmin olmayışıdır. Bebeklikten çıkarken kurduğumuz ‘Ben kendi yemeğimi yiyebilirim!’, ‘Yaaaa ben kendim banyo yapçam! Bırak beniğğ!’ gibi cümlelerimizden tutun da ‘Üniversiteyi kazanamazsam herkes bana salak gözüyle bakacak.’, ‘İş bulamazsam ben ev hanımı mı olacağım?’ gibi cümlelerimize kadar her yaşımızda aslında biz kendimizi insanlara kabul ettirip aidiyetimizi tatmin etmeye çalışırız. Ve eğer biz mantıksız seçimler yaparak, cesaret göstermeyerek veya artık sebebi her ne ise… Bir şekilde bu kanıtlama güdümüzü tatmin edemediğimizde özgüvenimiz sarsılmış olur. Ve maalesef ülkemizde büyük bir çoğunluk mantıksız ve yüksek hedefler koyarak kendini asla tatmin edemiyor. Veya kendi tatmin olsa dahi etrafı onun bulunduğu statüden vs. tatmin olmadığı için onu huzursuz ediyor.
         Hep Maslow’un kendini gerçekleştirme kavramından bahsederiz. Ve biz belki de bu yüzden ‘Diğer insanların koyduğu başarı kriterlerine’ göre çıkmaya çalışırız Maslow’un merdivenlerini… ‘Normalite’ nin (yani tüm insanların sanki ortak bir yargıya varırcasına oluşturup dikta ettikleri kural ve normlar bütünü) kontrol hâkimiyeti üzerimizde belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu gereğinden biraz fazlalaşırsa artık hayatınızı kendinizi değil diğer insanları gerçekleştirme adına yaşıyor hale gelirsiniz.
         Yine hümanist olan Rogers kendini gerçekleştirmede adeta diğer insanların haddini aşmamasına parmak basarcasına; kendini gerçekleştirmeyi insanlarla sınırlamayıp bir çiçeğin dahi açarak kendini gerçekleştirdiğini söyler. Dış motivasyonlar olmasın demiyorum elbette ama unutmamak lazım ki dışsal motivasyonlar sadece içsel motivasyonları tetikleyebildiği oranda işlevseldir.
         Demem o ki, çevre tarafından yıpratılmasına izin verdiğimiz özgüvenimiz ile çevreyi tatmin etmeye çalışıyoruz. Haliyle yeterli özgüveni bulamıyoruz. Neticede; garip bir paradoks içine düşüyoruz. Özetle; Küçük Prens’teki sarhoş gibi ‘İçki içmenin verdiği utancı unutmak için içki içiyoruz, daha fazla para kazanmak için para kazanıyoruz.’ Ama elbette bu uzun sürmüyor. Bedenimiz ve kafamız buna dayanmıyor. Tüm savunma mekanizmalarını tek tek uyguluyor ancak başaramıyor. Ve sonrasında ‘Kendine saldırma savunma mekanizmasını’ kullanıyor. Çaresizliği oynayan bir mağdur haline giriyoruz. Her şeyden nefret edip hayata tutunmak için bir sebep bulamıyoruz. Var olan tüm stresi atmak adına kendimizi suçluyor hatta kendimize hakaret ediyoruz.  Böylece kısa süreli bir rahatlama yaşıyoruz.
         ‘Evet haklısın da kardeşim biz ne yapacağız şimdi?’ dediğinizi duyar gibiyim. J
         Öncelikle, bunun sizin için bir problem olduğunu düşünüyor musunuz bunu sorun kendinize. Eğer problemi problem olarak kabul ediyorsanız, sorunun yarısını çözdünüz demektir.
         Özgüveninizin neden eksik olduğu hakkında içgörünüze bir danışın. Ve bunun için neler yapabileceğinizi araştırın, gerekirse bir psikolojik danışman veya bir psikologdan yardım istemekten çekinmeyin. (İlerleyen aylardaki yazılarımda özgüven için neler yapabileceğimiz hakkında bir şeyler yazacağım)
         Kendinizi dış dünyaya kanıtlamaya çalışmayın. Bırakın işiniz yoksa olmasın. Siz sadece kendinizi geliştirin. Aç değilsiniz, bir dil öğrenin. Alanınızın iş olanakları hakkında detaylıca araştırma yapın sistem açıklarını yakalayın. Okulunuzu sadece siz okuyun. Bölümünüzü seviyorsanız o işi siz yapacaksınız etrafınız değil. Bırakın sizin için hiçbir işe yaramayacak desinler. Huzuru dışarda değil içerde arayın…
         Kendinizi diğer insanlarla kıyaslamaktan vazgeçin. Siz sizsiniz. Bir fil ağaca tırmanamaz veya bir maymun ağacı kökünden yiyemez. Onların engelleri ile sizin engelleriniz aynı değil. Sizin kat ettiğiniz yol çok daha uzun olabilir bunu kimse bilemez. Belki dünyanın en iyi tenis oynayanı olabilirsiniz, kendinizi bir futbolcu ile kıyaslayıp yetersiz hissetmekten ise raketi elinize almaktan korkmayın. Yeteneklerinizi keşfedin. Hiçbir şey için geç değildir… Diğer insanlarla kıyaslama fikri gibi sanal duygulardan arının gerçekçi olun.
         Mükemmeliyetçilikten kurtulun. Gerçekçi hedefler koyun ve onları yerine getirdiğinizde kendinizi şımartın. Her zaman ne yapıp ne edebileceğinizi düşünün neleri yapamadığınızı değil. Dediğim gibi: ‘Hiçbir güneş tek başına kâinatı aydınlatamaz.’
         Olumsuz düşüncelere meyil vermek, herkesi memnun etme fikrine kapılmak, değişmeyen statik bir fikir yapısı için ısrarcı olmak ve cesaret edememek sizi başarısızlığa sevk edecektir. Bunlardan kaçının. Günlük rutinlerinizde kendinize telkinler verin. Unutmayın, ‘umut başarıyı garantilemez ama umutsuzluk başarısızlığı garantiler.’
         Evrende milyarlarca yıldız vardı ve (en azından bu yazıyı okuyabiliyorsanız) var olmaya devam edecek. Yıldızlar doğar büyür, parlar ve kayarlar. Bir yıldızsanız kayıp birinin dileğine mazhar olmadan önce kalkın ve harekete geçin. Ve unutmayın:
‘Kendi ışığına güvenen başkasının parlamasından korkmaz.’
Victor Hugo
         Farklı bir bakış açısı kazandırmak dileğiyle… J